Erteleme, Öteleme (procrastination) hastalığı

Ara sıra hepimizin yapmamız gereken işleri ertelediği, başka bir zamana ötelediği olmuştur. Okul, iş hayatımızda, özel hayatımızda sürekli işleri erteliyorsanız ve işlerin sürekli birikerek işlerin bitmemesinden muzdaripseniz ve bu durum sürekli bir hal aldıysa ve artık günlük işlerimizi bile engelleyecek noktaya geldiyse tehlike çanları çalmaya başlamış demektir. İşte o nokta harekete geçmeniz gereken noktadır. Siz de bir erteleme hastası olabilirsiniz.

Procrastination adında literatüre girmiş bu olgu, dilimizde “erteleme hastalığı” olarak geçmektedir. Erteleme aslında yapılması gereken işleri halı altına süpürmektir bir anlamda. Kendine beyaz yalanlardan bir tutam yapmak veya hayali mazeretlerle sebepler bütünü oluşturup kendi kendini kandırmaktır. Ama bu yapılması gereken işlerden kurtulmak veya görev eskalasyonu değildir. Yapılacak işleri adı üstünde ileri bir tarihi ötelemektir. Bu gibi ötelemlerle yapılacak işlerin zamanla birikmesine neden olunur ve insan kendi kendine görünmez bir ağırlık yapar. Günü güne yapılıp halledilmesi gereken akılda/not defterinde/ajandada durdukça hayat da bekler sanki. Ömürden yemektir, yanlıştır, yorar çok yorar. Kanserden falan tehlikelidir. Bir kabustur. Sinsice hayatınızı çalar. Anlamazsınız geçen günleri.

Üşenme ile başlar, erteleme ile devam eder ve vazgeçme noktasına gelir. Tembellik değildir aslında. Bir hastalık ta değildir bir sendromdur. Eğer yapılacakları erteleyip unutuyorsanız zaten procrastination değilsiniz. Yapılacakları bir zincirin halkası gibi uç uca ekleyip beyninin arkalarında bir yerlerde bekleme salonunda tutuyorsanız işte siz procrastionation hastasısınız.

Pençesinden kurtulabilirsem tüm işlerimin biteceği hastalıktır. Ertelenen şeyin bir daha yapılamama riskini göze aldığınız hastalıktır. Eğer insan sorumluluklarının farkında ve zamanında islerini halledebilen biriyse, zamanla ufak ve ertelenmesi sorun teşkil etmeyeceğini düşündüğü seyleri erteleye erteleye büyük ve önemli islerini de erteleyen biri haline gelir ve ancak o zaman erteleme hastalığı tanısı konur. halbuki sorun çok onceleri o ufak ve onemsiz seyleri erteleyerek baslamıştır. Rutine binen durumlardan değilse en sevdiklerinle buluşmaya bile geç kalıyorsunuzdur. Kitap okuyacaksın ama almayı erteliyorsun, bahane üretgeci haline geliyorsundur.

Yapmaları gerekenler listesi uzadıkça, erteleme davranışı kronikleştikçe, önce korku, sonra çaresizlik ve yolun sonunda da depresyon ile karşı karşıya gelirsiniz.

Dünyada milyonlarca insan, başarılı, başarısız bir sürü insan erteleme hastalığını hayatlarının bir döneminde yaşamıştır. Yapmanız gerekenleri ertelemek sizi başarısız kılmaz. BAŞARABİLECEKLERİNİZİ ENGELLER. Üretken biri olmak varken siz hala bir şeyleri erteleyip kendinizi mutsuz etmeye devam mı ediyorsunuz? Yapmanız gerekenler yerine size kısa vadeli tatmin sağlayan şeyleri yapıyorsanız, içinizdeki suçluluk duygusunu körüklüyorsunuz demektir.

Erteleme Nedenleri

Bunalmak, Baskı Hissetmek, Başarısızlık Korkusu, Daha Fazla Çabalamak, Daha Fazla Çalışmak, Yenilgiye Uğramış Hissetmek, Motivasyonu Kaybetmek….

  • Mükemelliyetçilik: işlerin sürekli kusursuz olması noktasında bir takıntınız varsa bu noktada sizlerin işlerinizi ertelemenize neden olmakta. Ancak şunu söylemek gerekirse, mükemmel ve kusursuz bir şey yoktur. Sizin açınızdan kusursuz olan şey bir şey noktada eksik olabilir. Bu sebeple bunu bir an önce aşmanız gerekmektedir.
  • Motivasyon Eksikliği: İş anlamlı gelmiyorsa ve sizi motive edecek yeterli done yoksa bu da işlerin ertelenmesinin en önemli sebeplerindendir.
  • Uygun olmayan veya dikkatini çekmeyen içerikteki işler/projeler: belirsizlik ve bilinmezlik (yeterli bilgiye sahip değilseniz).
  • Başarısızlık Korkusu: bir işe başlamanın altında başarısız olma korkusu yatabilir. Bazı durumlarda, egonuz koruyucu bir mekanizma olarak erteleme davranışını devreye sokar. Yani, bir işi yapmaya kalkışmadığınızda, başarısız da olmazsınız, öyle değil mi? Fakat kaçırdığınız bir nokta var; yapılması gereken bir işi yapmadığınız da, zaten başarısız olmuşsunuz demektir. Unutmayın, “biraz”, “hiç”ten daha fazladır.

Çözümler Yöntemleri

Sendromu atlatmak için bir reçete yoktur. Bu bir süreç olduğu için sendromu atlatmak zaman alabilir ancak uzun vadede yan etkilerinden kurtulmak zor olabilir…

  • Az az başlamak hiç başlamamaktan daha iyidir. Aslında tüm mesele işe başlayıncaya kadar. Sihirli kelime: Başlamak. “Başlayın!” ile kastedilen herhangi bir motivasyon sağlamaya çalışmak değil sadece. Bu hastalığın ilacı başlamak bitirmenin yarısıdır. Başlamak, Psikolog Bluma Zeigarnik’in deyişi ile kişide Zeigarnik Etkisi yaratıyor. Yani, herhangi bir işe başladığımızda, beynimiz onun tamamlanmasını istiyor. Tamamlayamayınca da huzursuzluk oluşuyor. Sıkıcı bulduğumuz filmleri sonuna kadar izleme isteğimizin kaynağı bu etki. Bu nedenle, yapacağınız işin sadece başlığını bile atmanız, işi tamamlamanızda büyük etki sağlayacaktır.
  • Aklınızda bir çok bitmemiş iş listesi mi var. Bunların bir kağıda dökün ve tamamlanmak üzere hedefler koyun. Bu listedeki işler tamamlandıkça zihnen rahatladığınızı ve insanın boş olsa da kendisini çok yoğun, kafasını çok dolu hissetmesine sebebiyet verecek kurtulması hem kolay hem zor hastalık.
  • Küçük hedefler ve adımlar tanımlayın. Dikkatini toparlayamadığınız için işlerinizi erteliyor musunuz? Hedeflerinize odaklanın. İşinizi tamamladığınızda ki kazancınıza odaklanırsanız, dikkatinizi toparlamak konusunda daha az sıkıntı çekersiniz. Günlük, haftalık, aylık hedeflerinizi netleştirin. Hedeflerinize ulaştığınızdaki kazanımlarınızı zihninizde canlandırın. Dikkatinizi işinize verin. İşleri bölün; özellikle büyük işleri. Her iş, birden çok alt parçaya bölünebilir. Bu sayede yapılması gereken şey aşmanız gereken kocaman bir dağ gibi değil, ufak şirin tepeler haline gelecektir.
  • Gün içinde en iyi zamanı seçin. Gün içinde en verimli olduğunuz zamanı tespit edin ve işleri olabildiği kadar o zaman diliminde yapmaya gayret edin.
  • Pomodoro tekniği gibi tekniklerle çalışın. 20 dakika çalış 5 dakika ara. Bu sürede eliniz facebooka gitmesin, e-mailiniz kontrol etmeyin, cep telefonunuzdan mesajlaşmayın, telefon çalarsa bakmayın, tuvalete gitmeyin, kahve almak için yerinizden kalkmayın, dinlediğiniz müzik listesi biterse yeni parça koymak için dosyalara dalmayın. Aklınıza yapmanız gereken başka bir şey gelirse, yanınızdaki kağıda not alın. Her keyif verici aktivitemiz sırasında beynimizde, davranışın tekrarlanmasını sağlayan, dopamin salgılanır. Uzun bir işin sonunda alınan hazzın aksine, internette video izlemek ya da sosyal medyada takılmak beyinde kısa süreli dopamin salgılanmasını sağlar. 
  • Dikkatini dağıtan araçlardan vazgeçin. Facebook, instagram, sinema. bunları kendinize ödül olarak koyun. Başlamadan önce ufak parçalar hedeflerin sonunda bunları ödül olarak koyabilirsiniz.
  • Dışarıda kısa da olsa zaman geçirmek zihninize ve bedeninize enerji verecektir. Bununla birlikte, sağlıklı beslenmenin, uykunun ve sporun dikkati toparlama üzerindeki etkisini gözden kaçırmayın.

“Training subjects on how to set good goals may improve their ability to manage these goals and avoid procrastination … Moreover, helping subjects retrieve their important long-term goals and use those goals to avoid getting side-tracked by short-term temptations (e.g. developing implementation intentions) might also be effective at reducing procrastination.”

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

4 × 1 =

Translate »